Money Aidat Borcu Sorgulama
Event Etkinlik Takvimi
Survey Anket

Web Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

İstatislik Sayfa İstatisliği
  • Online Kişi   : 1

  • Kişisel           : 290789

  • Toplam         : 2984047

Köşe Yazarı › Ahmet ÖZYANIK › Ömerleri Ararken...
1004 kez okundu
11/09/2019

Ahmet ÖZYANIK / Ömerleri Ararken...


Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN Akparti teşkilatlarına yaptığı çağrıda
“Her İlin Ömerini Bulun” diyor..
Hayati bir çağrıdır bu…
Zira, Ömerler, Türkiye’yi 100.cu yıla taşıyacak kadrolardır.
Ömerler, aynı zamanda Haçlıların ve Mütegallibenin bin yıldır başaramadığı, bizleri ruh kökümüzden söküp atma çabalarını da akamete uğratacak, bu milletin Anadolu’daki varlığını taçlandıracak kadrolar olacaktır .
Üstadın ifadesi ile Ömerlerin “yük ağırdır.”
Ömerleri seçeceklerin de sorumluluğu ise bundan hafif değildir.
Sü uyur, Düşman uyumaz demişler atalarımız.
Dünya da, Mütegallibe de sürekli hücum halindedir.
Biz de millet olarak, gecemizi ve gündüzümüzü katarak çalışıyoruz. Çalışacağız.
“Ebed müddet” olan varlığımızı korumaya,
Küresel yarıştan düşmemeye,
Daha önemlisi, dünyaya yeniden “insanlığı” öğretmeye ahdimiz var..
Bin yıldır yaptığımız gibi..
….
Ömerler, siyasi kadrolar olacaklar, bu kesin…
Ömerleri seçenler de haliyle siyasi aktörler olacaktır.
Yani, Ömerlerin en güçlü enstrümanı da siyaset olacaktır.
Öyle bir siyaset ki, her seçimde 1 oy ile 50 milyon oyu değiştirebileceğiniz formül saklı içinde.
Bir siyaset ki, son 50 yılın tüm siyaset paradigmalarını alt üst edecek sosyolojik dönüşümler barındırıyor .
Yani, bizi siyasetle değiştirmek isteyecekler.
Ömerlerin işi hakikaten zor,
Ömer’i seçenlerin de…
……
Türkiye, Anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile İki bloklu bir siyasi sisteme evrilmiş durumdadır.
Yeni bloklar, 1960 ların siyasi senaryosundan farklı niteliklere sahip olduğundan haliyle yeni sosyolojik sonuçlar da doğuracaktır.
“Değişen dünyada bizleri de değiştirecekler.” Demiştim bir yazımda ..
Bu değişimlere, toplum olarak ne kadar hazırlıklıyız bilemem.
Ancak, Ertuğrul ÖZKÖK’ün özlemini duyduğu türbanlıları gördükçe, gelişmelere hazırlıksız yakalandığımıza dair endişem artıyor.
….
İsmet ÖZEL, 60 lara özel bir önem atfediyor…
60’lar, soğuk savaşın sosyal ve siyasal boyutuyla öne çıktığı yıllardır.
60’lar, dünyada olduğu gibi Türkiye için de önemli dönüşümlere sahne olmuştur.
1960 ların senaryosunu hatırlayalım:
Merkez sağda ve merkez solda iki siyası yelpaze oluşmuştu.
Merkez Sağ, kendini anti komünist olarak addediyor, batıya yakın hissediyor,
Liberal politikaları benimsiyordu.
Halkın inançlarına ve geleneklerine saygılı bir siyaset izliyordu.
Merkez Sol ise, komünizmle açıkça mücadele etmiyor, kendini daha çok SSCB ye yakın hissediyor, devletçi politikaları benimsiyordu.
Ancak halkın inanç ve geleneklerine saygı göstermek yerine, halkın dönüştürülmesi gereken kitle olarak kabul ediyor ve Laiklik ve Atatürkçülük adına ülkeyi modernleştirme siyaseti izliyordu.
Sağ kanatta, milliyetçiler ve dindarlar (daha sonra İslamcılar olarak adlandırıldı) siyasal olarak örgütlendi. Onlara aşırı sağ dendi..
Sol tarafta da, sosyalistler.
Onlara da aşırı sol olarak adlandırıldı.
Üzümün salkımları gibi, siyasi yelpazenin her bir dalından beslenen sivil toplum örgütleşmeleri yaygınlaştı.
Neredeyse her siyasi eğilimin, derneği, sendikası ve işadamları örgütü kuruldu.
Bazılarının uzantısı olarak da yasadışı! Örgütler peyda oldu…
Türkiye 70 Li yılları sağ-sol çatışması ile geçirdi. Hem de aynı silahla…
Dini referanslı sosyal yapılar da bu süreçte şekil değiştirdi.
Daha önceki cami cemaatine dayanan tarikat ve dini ekoller (alimlerin öğrencilerinin oluşturdukları anlayış ve ritüel farkı) yerini güçlü liderliğe sahip dini örgütlenmelere bırakmaya başladı.
Bunlara da cemaat dendi. (halbuki, sosyolojide cemaat, örgütsüz topluluklar olarak kabul edilir. Her neyse..)
1980 den sonra rahmetli Özal dört eğilimi birleştirme iddiasını ortaya attıysa da, siyasal yelpaze değişmedi. Sağdakiler sağda, soldakiler ise solda kalmaya devam etti. Bu süreç zarfında sağın içinde yeni bir ittifak denemesi ile dindarlar ve milliyetçiler bir araya gelmeyi başardı.
Merkez sağın dışında kalan kitlelerin belediyelerde iktidar olması, merkezi hükümette de koalisyon ortağı olması neticesinde, 2000 lere gelindiğinde Türk siyasetinde “merkez” tartışması açıldı. Geçen 20 yıl, başarı hikayeleri, ihanetler, işgal girişimleri gibi gailelerin arasında ülke siyasetinde de “merkez” tartışması ile geçti..
2020 lere yaklaştığımız bu günlerde ise, sağ-sol, batıcı-doğucu, dine saygılı- jakoben, milliyetçi- sosyalist, dindar –laik gibi aklımıza gelen 60’lardan kalma tüm siyasi kategoriler yerini “küreselci” ve “milli(ulusalcı değil)” bloklara bıraktığı anlaşılıyor.
1980lerde Rahmetli Özal’ın dört eğilimi bir araya getirme hedefi, şimdi farklı bir mecrada şekillenmiş oldu. Hatta 1960lardan gelen geleneksel tüm farklı siyasi anlayışlar, her iki farklı blokta bir araya gelmede, ortak siyaset üretmede beis görmemektedir.
1960 lar öncesinde daha çok anlayış ve ritüel düzeyinde farklılaşan dini yapılar ise, güçlü liderliğe sahip, yeteri kadar mali gücü olan ve ekonomide etkin olan, birbirleri ile rekabet edebilen, toplumda da bağlıları ve sempatizanları üzerinden karşılığı olan “toplumsal dinamik” haline gelmiş durumdadır.
Yaşanan son seçimlerde kağıtlar yeniden karıldı.
Tabiri caizse, siyaset yeniden dizayn edilmiş oldu.
Türk siyasi yapısındaki sağ-sol dengesi; %70-%30 iken, yeni bloklarda bu oran %55-%45, hatta %52-%48 seviyesine indi.
Dengeler arasındaki geçişkenlikler de giderilemedi. Kararsızlar ve bloklar arasında gidip gelen ciddi bir kitle ortaya çıktı.
Blokların karakteristik özelliklerinde dini unsurlar belirleyici olmadığından dini yapıların bloklaşmada yerleri belirsiz olmaya devam etmektedir.
Öte yandan, “Küreselciliğin” içi doldurulamamış, umdeleri tayin edilememiş, istikameti ise belli tayin edilememiştir. Müslümanların hayallerini süsleyen, ittihad-i islam ve ümmetçilik anlayışını ihtiva eden “cihanşümul” olma niteliğinden de uzaktır. Dahası, Çin Seddinden Adriyatik’e giden yol da değildir. Buna karşılık, geçmişte bu ideallere sahip kitleler, kendilerine burada yer bulmaktadırlar.
Dini referanslı bazı yapıların belirsiz duruşlarının yanı sıra, Saadet Partisinin de cumhur ittifakında yer almamış olması “milli ve yerli olma” ile “milli görüş” farklılaştığı anlaşılmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ve evrensel duruşu ile ömrünü feda ettiği mücadelesi bir yana, Cumhur ittifakının MHP kanadının i’layı kelimetullah hedefini açıklamasına karşılık, bir kısım dini referanslı yapılar, bu açıklamayı ya anlamadılar, ya da işlerinde gelmediğinden yerel seçimlerde Cumhur İttifakı blokunda yer almadılar. Hatta aşırı solcu Doğu PERİNÇEK’in dinden imandan bahsetmesi bile kimsenin ilgisini çekmedi, işe yaramadı
Mevcut dini referanslı mevcut yapıların önemli bir ekseriyetinin, seçimlerde hangi blokta yer alacağı bile son ana kadar maalesef anlaşılamamaktadır. Bu durum, siyasi partiler kadar iktidarlar için üstesinden gelinmesi gereken bir müşkülat olarak sürekli gündemde kalmasını sağlıyor. Özellikle, dini referanslı bazı yapıların “görünür olma histerisi” ise, seçim dönemi ile sınırlı olan sorunsal, toplumsal huzursuzluğun inşasına ya tuğla, ya da harç oluyor. Dikkatleri üzerine çekerek siyasetin yeniden yapılandırılması ile yapılmak istenen sosyolojik operasyonları gölgeliyor.
Bloklara dayalı yeni siyasi yapılanmanın başlıca iki sosyolojik etkisi olacaktır. 60’larda sağ ve sol ayırımı, toplumu bir yerlere getirdiği gibi, günümüz siyasi bloklaşması da benzer şekilde bizi bir yerlere taşıyacaktır.
1- NATO ile birlikte Türkiye’de siyaset, aynı zamanda Türkiye’nin sosyolojik dönüşümünün manivelası olarak kullanıldı. Bugün NATO’nun varlığı henüz tartışmaya açılmadığı halde 60’larda siyasi eğilimlere göre şekillenen sosyolojik yapı yeni dönemde dağılacaktır.
Milliyetçilik, dindarlık, anti emperyalizm, gibi pek çok kavram ya siyasetten silinecek ya da yeniden tanımlanacaktır.
Aynı ideolojiye sahip kişiler, farklı bloklarda yer alabileceği gibi, aynı dine mensup kişiler de blok olarak hareket etmeyecekler, ayrı siyasi bloklarda yer almada sakınca görmeyeceklerdir. Ya da tam tersi, birbirinden farklı ideolojilere ve inançlara sahip kişiler aynı blokta yer alabilecektir.
Kısaca, siyasi bloklar homojen olamayacak, siyasi konsolidasyon ihtiyacı devam edecektir.
Bu süreçte, küresel güç merkezlerinin, ülkemize yönelik huzursuzluğun inşası stratejisine bağlı olarak genlerimizde var olan daha çok dini ve milli referanslı kuşatıcı kardeşlik ruhu yerini çatışmacı ve dışlayıcı ruha bırakacaktır. Birlik ve berberliğimiz çatırdatılmak istenecektir.
2- Avrupa’da yükselen aşırı sağ eğilimlere karşı ülkemizde oluşacak tepki dalgası ile dünyada çevrecilik ile başlayan dayanışma dalgalarına yenileri eklenecek, “bunyanunmersus” olarak tanımlanan İslam referanslı dayanışma ve yardımlaşma anlayışımız ya ortadan kaldırılacak, ya da şekil değiştirecek; yerini çevre, spor ya da özgürlük adına geliştirilen gündemler özelinde dayanışma ve yardımlaşma kültürü kök salacaktır.

Böylece, toplumsal düzeyde “tutum” ve ” anlayışımız” değişime uğratılacaktır.
Bu değişim çok mu önemli?
Evet..
Zira, hayır yapma duygusu, dini referanslıdır. Rekabeti esas alan modern ya da seküler dünyada özellikle kapitalizme göre karşılıksız bir şeyler vermek “ahmaklık” olarak kabul edilir. Modernleşme ve sekülerleşme sürecindeki ülkemizde hayır yapma kültürünü ortadan kaldıramadılar. Yerine Hayır yapma duygusunun maksimum düzeyde olduğu ramazan ayı boyunca futbol kulüpleri gibi modern sosyal yapılar için bağış kampanyaları geliştirildi. Böylece Ramazan ayında hayır yapmanın hazzını yaşayanların karşısına çıkıp “ben de … bağışladım” diyebilecek hale geldi insanımız.
Keza, siyasetini beğenmediğimiz ya da ülkemiz dışındaki (mesela Arakanlı, Filistinli) bir din kardeşimizle dayanışma, onun ihtiyaçlarını karşılama yerine, bizimle aynı siyasi blokta yer alan ve sosyal hayatta gördüğümüzde yolumuzu değiştireceğimiz ruh hastası tiplerle ortak yürüyüşler yapmak, onlarla dayanışma içinde olmak adiyattan olmaya başladı.
Basit gibi görünen “iki” hareket, geleceğimizi hedefliyor. Bu böyle biline …
Her “iki” tavır değişikliği, ülke siyaseti açısından gündem oluşturmayacak kadar değersiz değildir.
Zira, Haçlı zihniyetinin ve mütegallibenin bu güne kadar değiştiremediği Türk halkının bin yıllık karakterinden bahsediyoruz.
Kısaca sosyolojik olarak genlerimizle oynuyorlar..
Oynamaya devam edecekler.
Zira oyun büyük…
Demir leblebi niteliğindeki Anadolu insanını, “yumuşatarak” çiğnemek istiyorlar
Bunu yaparken de bizleri küreselci ve ulusalcı diye kamplaştıracaklar, birlik ve beraberliğimizi sağlayan, bizi birbirimize bağlayan mayamızı bozacaklar, çimentolarımızı sulandıracaklardır.
Tam burada Ömerlere ağır görevler düşecek..
Peki Ömerler nerede duracak, ya da kimlerle birlikte yola devam edecekler ?
Kimlerle beraber ıslanacaklar?
Bu sorunun cevabı, en az Ömerler kadar, Ömerleri seçmek kadar önemlidir.
Ömerler ve Ömerleri seçeceklerin yükü hakikaten ağır…

Tüm Yazılar için Tıklayınız